Internet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Internet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ağustos 2008 Çarşamba

Türkiye'nin Güncel İnternet Fotoğrafı

İstatistik Kurumunun (TÜİK) Nisan ayında yaptığı "Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması"na göre Türkiye'de internet ve bilgisayar kullanım oranı ve alışkanlıkları...

Hanelerin yüzde 29,6’sının internete ihtiyaç duymadıkları için internete bağlanmadığı belirlenen araştırmada, Türkiye’de en yaygın internet bağlantısının ADSL olduğu görüldü.

Bilgisayar ve internet kullanım oranları

Araştırmada, 16-74 yaş grubundaki hane halkı bireylerinin bilgisayar ve internet kullanım oranlarının sırasıyla yüzde 38,1 ve yüzde 35,8 olduğu, bu yıl Ocak-Mart döneminde 16-74 yaş grubundaki hane halkı bireylerinin yüzde 34,3’ünün bilgisayar kullandığı, bu bireylerin yüzde 62,4’ünün hemen hemen her gün bilgisayar kullandığı belirtildi.

Aynı dönemde bireylerin yüzde 61,6’sının evinde, yüzde 37,6’sının iş yerinde ve yüzde 21,8’inin internet kafede bilgisayar kullandığı, Ocak-Mart döneminde 16-74 yaş grubundaki hane halkı bireylerinin yüzde 32,2’sinin ve bu bireylerin de yüzde 59,7’sinin hemen hemen her gün internet kullandığı ifade edildi.

İnternet kullanan bireylerin yüzde 52,2’sinin evinde, yüzde 38,4’ünün iş yerinde ve yüzde 24,2’sinin internet kafede internet kullandığı belirtilen araştırmaya göre, bilgisayar ve internet kullanım oranının en yüksek olduğu yaş grubunun 16-24 iken, bu yaş grubunu 23-34 yaş grubu izliyor.

Bilgisayar ve internet kullanım oranının tüm yaş gruplarında erkeklerde daha yüksek olduğuna dikkat çekilen araştırmada, eğitim durumuna göre en fazla bilgisayar ve internet kullanım oranının sırasıyla yüzde 87,9 ve yüzde 87,2 ile yüksek okul, fakülte ve daha üst eğitim kurumları mezunları olduğu, bunu yüzde 67,2 bilgisayar ve yüzde 64 internet kullanımı ile lise ve dengi okul mezunları takip ettiği bildirildi.

İş gücü durumu dikkate alındığında, işverenlerde bilgisayar ve internet kullanım oranlarının sırasıyla yüzde 70 ve yüzde 66,3, ücretli ve maaşlı çalışanlarda yüzde 61,4 ve yüzde 58,6 ve işsizlerde ise yüzde 49,9 ve yüzde 47,7 olduğu kaydedildi. En çok gazete ve dergi okumak için

Araştırma, Ocak-Mart döneminde hane halkı bireylerinin yüzde 76’sının gazete ya da dergi okuma, yüzde 74’ünün e-posta gönderme, yüzde 69,7’sinin anlık ileti gönderme ve yüzde 65,2’sinin ise müzik indirme ya da dinleme için interneti kullandığını ortaya çıkardı.

Aynı dönemde hane halkı bireylerinin yüzde 7,2’sinin internet üzerinden mal veya hizmet siparişi verdiği ya da satın aldığı, bu oranının 3 ay ile 1 yıl önce internet kullanıcılarında yüzde 2,7, bir yıldan uzun internet kullanıcılarında ise yüzde 1,7 olduğu belirtildi. İnternet üzerinden hiç mal veya hizmet siparişi vermeyen ya da satın almayan hane halkı bireylerinin oranının ise yüzde 88,4 olduğu belirlendi.

Araştırmaya göre, Nisan 2002-Mart 2008 dönemini kapsayan son 12 ayda internet üzerinden mal veya hizmet siparişi veren ya da satın alan hane halkı bireylerinin yüzde 30,4’ü internet üzerinden elektronik araçlar aldı, bunu yüzde 25,2 ile ev eşyası, yüzde 23,4 ile kitap, dergi, gazete, yüzde 18,2 ile giyim ve spor malzemeleri izledi.

Kaynak: Medyatava

29 Mayıs 2008 Perşembe

Dünden Sonra Yarından Önce Dijital Dünya

Sanal ve basılı medya ortamlarında hayli popüler olan “80lerde çocuk olmak” teması, insanı 80lerde dijital yaşamı düşünmeye itiyor. O yıllarda hayatımızdaki dijitallik; dört adet düğmesi olan siyah dijital saatler, asansörler, TV'nin açık olduğu kanalın numarasını gösteren dijital ekranı, elektronik deney setleri, uzun süren kafa ayarları ile cebelleştiğimiz ve kasetteki oyunun yüklenmesini beklediğimiz Commodore 64ler sonrasında Amiga ve Atari, asansörlerde karşılaştığımız dijital ekranlar, hesap makineleri, Kara Şimşek'in ön paneli vb. araçlardan ibaretti.

80lerde dijital ürünler, hayatımızın küçük bir parçası iken şimdi ise dijital dünyanın bizzat içerisinde yer alıyoruz.

Dijital Dünya Pasaportu: Internet

Dijital dünyanın bir bireyi olmak için bizlere pasaport imkanı veren Internet hayatımıza 1993 yılında girdi ve bizler de bu dünyanın doğrudan bir bireyi haline geldik. Türk Dil Kurumunun kullanımı ile Genel Ağ nam-ı diğer internet Dünya'yı saran ve merkezi olmayan, ağlardan oluşan bir ağ dizgesini temsil ediyor.

İnternet teknolojisi Türkiye'ye ilk olarak, 1987 yılında Ege Üniversitesi'nin öncülüğünde kurulan, Türkiye Üniversite ve Araştırma Kurumları Ağı ile geldi. 12 Nisan 1993'ite de Ankara-Washington arasında kiralık hatla kurulan bağlantı ile Türkiye internetle tanıştı.

90ların sonundan itibaren de internet, küresel olarak dünya gündeminde önemli bir yer teşkil etmeye başladı. Internet, iş dünyasının bir bileşeni haline geldi. Çeşitli şirketler kuruldu, büyük karlar elde edildi. Balon bir finansal yapı oluştu, bu finansal yapı ve medya birbirini karşılıklı olarak şişirdi ve sonunda balonlar bir bir patlamaya başladı. Ayakta durabilecek, gücü olan firmalar kaldı, diğerleri ise balon parçaları ile birlikte sağa sola savruldular. Issız bir adaya düştükleri ve farklı bir paralel evrende yaşadıkları rivayet edilir.

Günümüze geldiğimizde ise Internet yine çılgın gibi büyümeye devam ediyor ve bu büyüme de ciddi oranda tartışılıyor. “Yeni bir balon mu şişiyor? Yeni dalgada kurulan şirketler de iflas edebilir mi? İş dünyasına ve sosyal hayata dair etkileri ne olur?” Şeklinde sorular üretiliyor.

Internetin günümüzdeki tekrar hızlı yükselişi (ikinci dalga) bir balon mudur? Değil midir? Zaman gösterecek.


Her zaman için somut verilerle konuşmakta fayda var. comScore Networks'un kurucusu ve başkanı Gian Fulgoni'nin günümüz internet dünyasına dair vermiş olduğu istatistikler, büyüme söylemini destekler nitelikte gözüküyor.

comScore'ın istatistiklerine bakacak olursak, dünyada en fazla internet kullanıcısının bulunduğu ülke ABD ve ABD'de de 160 milyon internet kullanıcısı bulunuyor.

Bu rakam Çin'de 87 milyon olarak karşımıza çıkıyor ve Çin, bu rakamla dünyada en fazla internet kullanıcısına sahip ikinci ülke ünvanını alıyor.
Türkiye'de ise bu rakam 25 milyonlar civarında ve Türkiye de dünyada internet kullanıcı sayısında 16. Sırada yeralıyor.

ABD'deki internet kullanıcı sayısının bir ülkenin nüfusu olarak varsayarsak; bu ülke, 164.741.924 nüfuslu Pakistan'dan sonra dünyada 7. Sırada yer alan bir ülke olurdu.
2007 senesinde Amerikalılar internet üzerinde 148 milyar dolar harcadılar. 148 milyar doların 35 milyar doları sadece eBay platformunda harcanmış.

Çinliler de önümüzdeki 5 sene içerisinde ABD'deki internet kullanıcısı sayısını geçmeyi hedefliyorlar.

Digital Yaşamın en önemli aktörleri olan bizlerin, kendimizi, teknik bilgiye gerek olmadan internet ortamında tüm dünyaya ifade etmemiz için tasarlanmış olan bloglar da büyümesini sürdürüyor. Dünya çapında her 7.4 saniyede bir, bir blog oluşturuluyor ve her gün 400 000'in üzerinde blog girişi yapılıyor.

Sequo Capital başkanı Mark Kvamme'nin açıklamalarına bakacak olursak internet üzerinde halen ciddi bir e-Ticaret potansiyeli bulunuyor. Kore dünyada en ileri düzeyde geniş bant ve e ticaret penetrasyonu gösteren ülke olarak öne çıkıyor. Kore hükümeti, 2006 yılı itibariyle çoğu sektörün e-ticaret penetrasyonunun %30'lara ulaştığını ifade ediyor. Amerika'da ise bu oran halen tek haneli rakamlarda geziyor. İstatistiklere bakıldığında e-ticarette Asya egemenliğini bariz bir şekilde ön plana çıkıyor.

Sonuç olarak Internet kullanımının artışı gelişmekte olan ülkelere yayıldıkça, yenilikçi yeni uygulamalar ve iş modelleri gün yüzüne çıkmaya başlıyor. Bu yayılımda gelişmiş ülkelerin dünyasına ciddi manada değer katacak gibi duruyor.

Internet'in şu anki gelişiminin ve dönüşümünün tamamını 1995'teki gelişimi ile açıklamak ve benzer motivler aramak bizi ciddi hatalara itebilir. Çünkü 1995 ile günümüz arasında dijital dünyada anlamlı farklılıklar mevcut.

Günümüzde çok büyük, zengin ve sürekli nakit üreten Yahoo, Google, eBay, Microsoft ve AOL gibi aktörler mevcut. Bu aktörlerin büyüklüklerine büyüme hızları ile yetişmeye çalışan yetenekli çaylaklar Facebook, Skype, 'ta hemen sıkı takipteler. Ayrı tüm bu firmalar 1995'teki görece klasik medya/internet/teknoloji firmalarından çok daha farklı ve güçlüler.

2004 yılında yapılan O'Reilly ve MediaLive International tarafından organize edilen ve internet dünyasının başını çeken önemli şirketlerin de (Google, Yahoo, Msn, Amazon, Ebay…) katıldığı konferansta internetin geleceği masaya yatırıldı ve varılan ortak görüşte son yıllarda yaşanan gelişmeler ve trendlere bir tanım arandı. Yapılan toplantıların sonunda ise ortaya yeni bir kavram atıldı “Web 2.0”.

Tim O'Reilly, Web 2.0'ı şöyle tanımlamıştır: "Web 2.0 bilgisayar endüstrisinde internetin bir düzlem olarak ilerlemesiyle bir işletme devrimi ve bu düzlemin kurallarını başarı için anlamaya çalışmaktır. Bu kurallar arasında başlıcası şudur: Ağ etkilerini daha çok insanın kullanabilmesi için programlar kurmak."

Web 1.0 deneyimleri sayesinde Web 2.0 işleyişini belirliyorlar ve Web 3.0'a hazırlanıyorlar.
Dijital dünyaya seyahat için bize pasaport imkanı sağlayan Web 1.0'dan sonra oturma ve çalışma vizelerini Web 2.0 sağlıyor.


Web 2.0'ın ne olduğu ya da ne olmadığına dair derin tartışmalar özellikle küresel zeminde devam ediyor. Ancak Web 2.0 (veya adı her ne ise) teknolojisinin sosyal yaşamda, internet alışkanlıklarında ve dolayısıyla ekonomide bir dönüşüm oluşturduğu aşikar. Henüz ülkemizde çok fazla anlamlandırılamayan ekonomik dönüşüm boyutuna, Web 2.0'ın işe bakan yönüne İşletme 2.0 kavramına iyi odaklanmak lazım.

İşletme 2.0 çatısı altında, dönüşen, AR-GE, Planlama, Bilgi Yönetimi, Proje Yönetimi, Üretim, Pazarlama, Satış, Müşteri İlişkileri Yönetimi, Tedarik Lojistik ve İnsan Kaynakları fonksiyonlarını ve dönüşüm / değişimin bu yapılarda nasıl gerçekleştiği analiz edilmelidir.

Dijital Age'in çatısı altında Digital Yaşam'ın trendlerine özellikle pazarlama dünyasına dair; “analiz edilmelidir! Yapılmalıdır! İncelenmelidir!” dediklerimizi beraber inceliyor olacağız.

Sevgilerimle

Yüce Zerey

Digital Age Nisan 2008

27 Kasım 2007 Salı

Internetin Kıyameti

Her zaman her yerde video çekip, dizileri televizyondan hemen kaydedip, youtube ortamına yüklersek; sabahtan akşama kadar anlamlı sayıda dizileri ve filmleri paylaşım programlarına yükler veya programlardan indirirsek olacağı buydu...

Nemertes araştırma şirketinin raporuna göre internet altyapısı 2010 yılında tamamen çökecek. Çöküşe neden olarak ise internet üzerinde giderek yaygınlaşan değiş tokuş (Peer to Peer) sitelerinin sayısında yaşanan patlama gösteriliyor.

İncelemeye göre, dünya üzerinde milyonlarca bilgisayar 365 gün 24 saat sürekli müzik, film ve video gibi büyük ölçekli dosyalar indiriyor. Bu da internet trafiği üzerinde büyük bir yük oluşturuyor. Araştırmalar, sanal dünyada dolaşan verilerin yüzde 25'inin paylaşım siteleri tarafından gerçekleştirildiğine işaret ediyor.

YouTube'un bu yolla daha şimdiden küresel internet kapasitesinin yüzde 10'unu kullandığı belirtiliyor. Uzmanlar internet servis sağlayıcılarının kullanıcılarına daha ucuza ve daha yüksek hızda internet servisi sağlamalarının, bu trendin daha da yaygın hale gelmesine neden olduğunu belirtiyor.

İnternet altyapısının artan trafiği kaldırabilmesi için 130 milyar dolarlık yatırımın yapılması gerektiği belirtiliyor. Bu yatırımların 60 milyar dolarlık kısmının acil olarak, internet trafiğinin büyük oranda idare edildiği ABD internet altyapısında gerçekleştirilmesi gerekiyor.

Camscore'un araştırmasına göre, artan paylaşım siteleriyle özellikle ABD'li kullanıcıların video indirim miktarı hızla artıyor. Araştırmada ABD'li internet kullanıcılarının yüzde 75'inin ayda ortalama 160 dakika video indirmek için internette kaldığı belirtiliyor.

Aylık indirilen video miktarının ise 8.5 milyar adedi geride bıraktığı vurgulanıyor. Uzmanlar dünyada indirilen toplam video miktarının ise 12 milyar adedi geçtiğini ifade ediyor.

Ancak internet ile ilgili kötü haberler yalnız bununla da sınırlı değil. Gelen bilgilere 130 milyar dolar olarak öngörülen altyapı yatırımlarının mevcut talebin artışını karşılamaya yönelik olduğu belirtiliyor. Gelecekte çok daha güçlü altyapı gerektiren kullanımların devreye girmesi halinde bugün yapılması planlanan 130 milyar dolarlık yatırımların da yetersiz kalacağı ifade ediliyor.

Tabiki bu haber bizim bir kulağımızdan gireceeeek diğerinden çıkacak...

y=f(yuce) | Yüce Zerey

26 Kasım 2007 Pazartesi

İletişebilmek için Son Çırpınışlar: Zero Email Friday


İnsanların yaşamında ciddi değişiklikler gerçekleştiren en önemli icatların başında gelen internet sayesinde gerçek ile gerçek dışı arasında gidip gelen araf bir nesil olduk.

Hayatta karşılaştıklarımızın, yaptıklarımızın hangileri sanal, hangileri reel aleme ait bilemiyoruz. Sanal alemde arkadaşlık ediniyoruz, iletişim kuruyoruz, ama bunun reel olarak insan ilişkilerini oluşturma, sürdürme, ve geliştirme sürecinde temel teşkil ettiği sanallığına kapılıyoruz.

Yaptıklarımız sanal ve suni iken, düşüncelerimiz gayet reel.

Bize bu kültürü pompalıyan Amerika da bu sunilikten ciddi bir şekilde rahatsız olmuş olacak ki, Cuma günleri Silikon vadisinde İnternet İletişimi Orucu tutuluyor. Silikon vadisinin birçok çalışanı , Cuma günleri e-mail, MSN vb. internet iletişimini kullanmıyor.

Amerika da internet üzerinden haberleşmenin, insani ilişkileri erozyona uğrattığını savunmaya başladı ve "e-mailsiz Cuma" geleneğini başlattılar.

Hızla yayılan bu gelenekle birlikte, özellikle bilgisayar ve teknoloji firmalarının yoğunlaştığı Silikon Vadisi'nde her geçen hafta daha fazla şirket çalışanı, Cuma günleri e-mail, MSN vb. internet iletişimini kullanmıyor.

Intel firmasının 150 çip mühendisinin ortaklaşa başlattığı "Zero E-mail Friday (Sıfır e-mail Cuması)" geleneğinde, Cuma günleri tüm görüşmeler, telefonla ya da yüz yüze yapılıyor.

US Celluar şirketi ile Georgia eyaletindeki PBD şirketi de, Cuma günleri şirket içi görüşmelerin telefonla ya da yüz yüze yapılmasını istiyor.

"E-mailsiz Cuma" geleneğini başlatan PBD Yönetim Kurulu Başkanı Scott Dockter, "Aynı ofiste çalışıp da hiç konuşmayan insanlara hayret ediyorum." diye konuşuyor. Dockter, yüz yüze ya da telefonla görüşmenin daha sağlıklı iletişime ve fikir paylaşımına imkan verdiğine dikkat çekiyor.

Bilgisayar teknolojisi alanında internet blogları ile dikkat çeken Jeff Nolan, Michael Arrington, Vanessa Fox gibi birçok isim ise, Cuma günleri aldıkları tüm e-mailleri okumadan siliyor.

İnternet iletişimi konusunda araştırmalar yapan IDC firmasının verilerine göre dünya üzerinde her gün 39,7 milyar e-mail gönderiliyor. Ayrıca her gün 17,1 milyar otomatik abone uyarı e-maili ve 40,5 milyar da "spam" adı verilen çöp e-mail, internet kullanıcılarının elektronik posta kutularına düşüyor.

IDC verilerine göre "beyaz yakalı" olarak adlandırılan ofis işçileri, kişi başı günde ortalama 140 e-mail alıyor. Günlük e-mail yükü altında bulunan çok sayıda kişi, Cuma günü geleneğine katılarak, "e-mail iflası" ilan ediyor.

E-mail iflası, kişinin posta kutusundaki tüm birikmiş e-mailleri silerek yeni bir başlangıç yapmasını ifade etmek için kullanılan bir terim.
Adres kutusundaki tüm isimlere 3 hafta önce iflas ilanını gönderen internet sitesi tasarımcısı Edward O'Connor, "Çoğu zaman nerden başlayacağımı bile bilmiyorum. Hepsine cevap vermem gereken 750 e-mail vardı ve bunun altından kalkmam mümkün değildi." diye anlatıyor tecrübesini.

E-MAİL İLETİŞİMİNİN DE KÜLTÜRÜ VAR

İnternet iletişimi araştırma şirketi IDC birim şefi Marsha Egan, işi başından aşkın e-mail kullanıcılarının bile, biraz dikkatle, adres kutularını kontrol altında ve temiz tutabileceklerini kaydediyor. Egan'ın verdiği bazı ipuçları şöyle;

- Hoşlanmadığınız işlerden kaçınmak için e-maillerinizle meşgul olmayın.

- Sıklıkla adres kutunuzu kontrol etmeyin.

Egan, her e-mail okumadan sonra yeniden işe konsantre olmanın asgari 4 dakika sürdüğüne dikkat çekiyor.

Cuma günleri e-mail iletişimini yasaklayan şirketlerden US Celluar şirketi baş operatörü Jay Ellison, 7 bin çalışanlarının her birinin günde ortalama 1,5 saatini e-mail adres kutularından geçirdiklerini kaydederek, "Cuma günleri, müşterilerimizin ya da işleriyle ilgili sorunları çözmek için ekstradan 1,5 saatleri daha oluyor" şeklinde anlatıyor bu yaklaşımı.

Ne diyelim darısı bizim gibi facebook ortamlarında saatlerini harcayan milletin başına...

y=f(yuce) | Yüce Zerey



25 Kasım 2006 Cumartesi

DüşlüYORUM Öyleyse Varım...

DüşlüYORUM öyleyse varım…


Her çağ beraberinde kendine özgü bir beklenti ve tehlike bileşimi getiriyor, bilgi çağı da bu özelliklerin her ikisini bünyesinde barındırıyor. Ama korkulu olmaktan çok umutlu olmayı gerektiren haklı bir sebep var; çünkü bilgi çağı bize insan soyunun geçmişte hiç yakalayamadığı bir fırsatı sunuyor.

Tarihte ilk kez geçmişimizden haraketle ileriye yönelme yerine, hayal gücümüzden haraketle geriye yönelme olanağına sahibiz. Bütün tarih boyunca insanlar başka dünyaları keşfetme, yaşlanmanın getirdiği tahribatı onarma, mesafeleri onarma, mesafeleri aşma, çevreye şekil verme, kendi içlerindeki yıkıcı eğilimleri dizginleme, gezegende bulunabilecek her bilgi zerresini paylaşma özlemini duymuştur. İnsanlık olarak, Mars Pathfinder uzay gemisi, nanoteknoloji, quantum computing, sanal gerçeklik, ruh halini değiştirici ilaçlar ve internet portalleri sayesinde bu köklü rüyaların her birini hayata geçirmeye başlamış bulunuyoruz.


Doğrusunu isterseniz, hayal edilebilecekler ile başarılabilecekler arasındaki uçurum şimdi her zamankinden daha küçük.


Francis Fukuyama’nın öne sürdüğü gibi bir tarihin sonuna varmiş olmaktan çok, tarihi kesintiye uğratma, geçmişte olanları doğrusal bir şekilde geleceğe uzatmaktan kaçınma kapasitemizi geliştirmiş bulunuyoruz. Sanayileşme çağında gelecek geçmişten daha iyiydi, bilgi çağında gelecek geçmişten farklı ve belki de son derece daha iyi olacak.



Günümüzde sadece hayal gücümüzle sınırlıyız. Bununla birlikte, yeni bir gerçeklik çerçevesinde hayal edebilenler, hayal edemeyenlerden her zaman sayıca daha az olmuştur. Leonardo da Vinci, Einstein, Newton, Ömer Hayyam, Hasan Çelebi gibi kişiler varsa, hayal güçlerini tarihin yalama haline gelmiş ağır prangalarından kurtaramayan on binlerce kişi var. Uzun süre tutsak kalmış bir kutup ayısı nasıl zincirleri çıkarıldığında bile alışkanlıkla olduğu yerde çakılı kalırsa, çoğu zihin de ilerlemenin beraberinde getirdiği olanakları henüz kavrayabilmiş değil.

Ne var ki, geçmişin çekim gücünden kurtulma becerisinden yoksun kişi ve kuruluşlar için geleceğe giden yol tıkalı olacak.

İçinde bulunduğumuz yeni çağın neler getirebileceğini tam anlamak için, her birimizin iş gördüğü kadar hayal de görecek duruma gelmesi gerekir.

İlerme çağında rüyalar çoğu kez fantezinin ötesine geçmezdi. Geçmişten farklı olarak, günümüzde rüyalar bizi yeni gerçekliklere götürecek geçitlerdir. İçtimai benliklerimiz yani kuruluşlarımız da rüya görmesini öğrenmek zorunda. Birçok kuruluşta kolektif hayal gücünü işletmede büyük çaplı aksaklıklar bulunuyor.. Ya hayallerimiz çalınmış, ya da biz hayal görmeyi unutacak kadar reel dünyaya bağlıyız. Bireysel ve kurumsal olarak realite adı altında, düşlerimizi bile materyalist düşünsel eksenine hapsetmişiz… İşte bu sarmalı çözebilenler önümüzdeki çağı şekillendiren aktörler çizgisinde yeralacaklar.

“Yeniçeriler kapıyı zorlarken Uzun İhsan Efendi hala malum konuyu düşünüyor, fakat işin içinden bir türlü çıkamıyordu... "Rendekar doğru mu söylüyor? Düşünüyorum, öyleyse varım. Oldukça makul. Fakat bundan tam tersi bir sonuç, varolmadığım, bir düş olduğum sonucu da çıkar: Düşünen bir adamı düşünüyorum. Düşündüğümü bildiğim için, ben varım. Düşündüğünü bildiğim için, düşlediğim bu adamın da varolduğunu biliyorum. Böylece o da benim kadar gerçek oluyor. Bundan sonrası çok daha hüzünlü bir sonuca varıyor. Düşündüğünü düşündüğüm bu adamın beni düşlediğini düşlüyorum. Öylese gerçek olan biri beni düşlüyor. O gerçek, ben ise bir düş oluyorum." Kapı kırıldığında Uzun İhsan Efendi kitabı kapandı. az sonra başına geleceklere aldırmadan kafasından şunları geçirdi: "Dünya bir düştür. Evet, dünya..Ah! Evet, dünya bir masaldır.” (Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar)


Yüce Zerey
Mayıs 2005