11 Nisan 2007 Çarşamba

Değişen Pazarlama Anlayışı: PARAZIRLAMA

Bölüm I: “WOMM: Ağız mı Kulak mı?”

Kronik enflasyonlu yıllarla vedalaştığımızdan beri, pazarlama camiasının ellerindeki bütçeler de ciddi manada sorgulanmaya başlandı. Rivayetlere göre, sözümona kötü kalpli finansçılar ve onların sihirli küreleri olan denetim ve bütçe elemanları, pazarlamacılar hakkında sağda solda talihsiz açıklamalarda bulunmaya başlamışlar. Talihsiz açıklamaların muhteviyatını inelediğimizde karşımıza çıkan söylemler:

  • TV de reklama gerek var mı? Tamam var! O zaman kısa keselim kardeşim.
  • Outdoor yapacaksak hangi mecraları satın alırsak işimize yarar? Öyle bir mecrada çıkalım ki hem herkescikler görsün, hem konuşulsun, hem de ürün/hizmet satışlarımızı arttırsın ama mutlaka maliyeti uygun olsun.
  • Web Sitemize herkescikler gelsin, bizi tanısınlar, bizden ürün/hizmet alsınlar, sürekli orada yatıp kalksınlar, başka sitelere gitmesinler. Hısımlarını, akrabalarını da çağırsınlar
  • Promosyon mu? Tamam! En ucuzundan, anahtarlık yaptıralım. Üzerinde şirketimizin logosu olan, içine çicek de ekilebilecek işlevsellikteki Muglardan da yaptıralım, dağıtalım. İnsanlar ellerinde bizim anahtarlıklarmız ile dolaşsınlar, bizim muglarımızdan çay kahve içsinler, çiçek yetiştirsinler...”

  • Gazetede reklam verecez de ne olacak? İnsanlar reklamlara bakmadan, okuyorlar gazeteleri.

  • ......

Tüm bu söylemlerden de görüldüğü üzere iş yapısındaki temel değişimlerden, sosyo ekonomik dalgalanmalardan, tercih setlerinin genişlemesinden, tatmin olmayan müşteri TOM’un varlığından dolayı pazarlamada da ciddi bir değişim yaşanıyor. Alternatif pazarlama uygulamaları daha fazla gündeme geliyor. Pazarlama aktivitelerinin ölçeklenmesine daha fazla bütçeler, emekler harcanıyor. Tüm bu çalışmalar yapılıyor çünkü, insanlar sürekli pazarlamacılara maliyetlerin yüksekliğinden, getirilerin etkin ölçülememesinden dolayı zırlıyor. Dolayısıyla değişen pazarlama dünyası da yeni bir söylemin üzerine yapılanıyor: PARAZIRLAMA©

Parazırlama'nın birinci bölümüne, alternatif pazarlama uygulamaları arasında en popular olanı ve bizim kültürümüze en uygun olanından başlayalım. WOMM: Ağız mı Kulak mı?”

WOMM (Word of Mouth Marketing), Kulaktan Kulağa veya Ağızdan Ağıza Pazarlama, WOMM’un ne olduğundan önce terminolojimizi oturtatalım, kavramsal tutarlığı sağlayalım.

"Word of mouth marketing’in, Türkiye’de bir pazarlama stratejisi olarak yazılıp çizilmeye başlanmasıyla beraber tartışmalar ağırlıklı olarak iki terim üzerinden yapılır oldu: ‘ağızdan ağıza pazarlama’ ve ‘kulaktan kulağa pazarlama’. Dilimize yeni bir terim kazandırmaktan ziyade, yeni terimi, Türkçe’de hali hazırda var olan bir terime yerleştirmeye çalışmak, daha kolay bir yoldur. WOM’a ‘kulaktan kulağa pazarlama’ denmesinde de bunun örneğini görüyoruz. Yaygın kullanımda olan bir terimin içerisine yeni bir kavramı yerleştirmeye çalışmak her zaman doğru sonuçlar vermeyebiliyor.

Türk Dil Kurumu’nun her iki ifade için yaptığı tanımlara bir bakalım:

*Kulaktan kulağa: Bir kimseden bir başkasına, ondan ona GİZLİCE söylenerek.
*Ağızdan ağıza: Herkes birbirine söyleyerek.

Mesaj, kulaktan kulağa yayılırken insanlarda şüphe uyandırması, değişime uğraması ve pek de inanılır olmaması risklerini taşımaktadır. Ağızdan ağıza pazarlama olarak pazarlama jargonuna ekleyeceğimiz terim ise, bire bir WOM’un karşılığını verecektir. WOM’un hedefi, kulaktan dolma yüzeysel intibalar yaratmaktan ziyade sağlam kurgulanmış pazarlama mesajlarının, denenmiş memnuniyetler aracılığıyla iletilmesidir."

(Renan Tavukçuoğlu, Mediacat)

Dolayısıyla WOMM’un çevirisi olarak Ağızdan Ağıza Pazarlama’yı kullanmak bana da daha mantıklı geliyor.

Ağızdan ağıza pazarlama, günümüz bilgi/algı çöplüğü içerisinde tercihlerimizi anlamlı bir şekilde yapabilmemize destek olan önemli bir filtreleme mekanizması. Bu yönüyle Heybe Felsefesi ile de ciddi bir paralellik gösteriyor. Gördüğümüz reklamları, markaları, duyduğumuz konuşmaları, yaşadığımız deneyimleri artık daha kolay görmezlikten gelebiliyor, daha kolay unutabiliyoruz, daha da önemlisi karıştırabiliyoruz. Ancak arkadaşımız, eşimiz, dostumuz, tanıdığımız biri ihtiyacımız olan kategorideki bir ürünü kullanıyor veya hizmeti satın alıyorsa, bize söyleyecekleri tek bir kelime bile ürünü satın almamızda etkili oluyor. Çünkü daha önce ürünü kullanmış, eksilerini biliyor, artılarını biliyor, pratik kullanım şekillerini deneyimlemiş herşeyden önemlisi bizimle bunları çıkarı olmadan paylaşıyor. Heybe Felsefesi’nin temel taşı olan Heybe Bilgi Çevrimi’ni kullanıyor, süzüyor, anlıyor ve anlamlandırarak bize sunuyor. Karşılaştığımız tüm gereksiz bilgileri eliyor ve işimize yarayacak nokta atışı saf bilgileri sunuyor.

Konunun hatırı sayılır uzmanlarından biri olan George Silverman, günümüzdeki bilginin 2050 yılındaki bilginin sadece %1 ini oluşturacağını söylüyor. Yani tüketici bu bilgi bombardımanı içinde anlamsızlık adacıklarında kurtarılmayı beklemeye devam edecek ve kendisini kurtaracak her türlü araca, yönteme prim verecek.

WOMM bütçeleri, geleneksel pazarlama aktiviteleri bütçeleri ile kıyaslanamayacak kadar küçüktür. WOMM yönteminin, Amerika’da gelişen pazarlama teknikleri arasında uygulama oranı %43'tür ve bu oranla diğer teknikler arasında ikinci sırayı almaktadır. (www.emarketer.com)

Silverman'a göre etkili ağızdan ağıza pazarlama (womm) kamp anyası yapmak için;

  • Ürününüz hakkında konuşulabilecek bir ürün olmalı. Ürününüzü dikkat çekici yapmanın yollarını bulmalısınız.
  • Müşterilerinizin yaptıklarının analiz edilmesi gerekiyor. Ürününüzü deniyorlar mı? nasıl deniyorlar? hangi kriterleri kullanıyorlar. (İnsanlar duyguları ile hareket ederler, mantıkla karar verirler. Tutkuyla mantığı birleştirmemiz gerekir. İçinde tutku olmayan milyonlarca bilgiye maruz kalıyoruz)
  • İnsanlara bu süreçten geçerken yardımcı olmalısınız.


WOMM, Ağızdan Ağıza Pazarlama her ne kadar Amerika kökenli bir kavram olsa da bize çok yakın olan ve kullandığımız bir kavram. Çünkü bizler konuşmayı seven bir milletiz.

Sabahlara kadar süren ve hiçbir sonuç alınamayan tartışma programları

Toplumun her kesiminden, her yaş ve statüden insanın yaptığı bitmez tükenmez futbol sohbetleri

Erkeklerin berber, bayanların kuaför sohbetleri, saç, bakım malzemeleri, still, yaşam tarzı tavsiyeleri

Hastane kuyruklarında, ziyaret esnasında ilaç veya doktor tavsiyeleri

Kaza yapan iki aracın başında yapılan kaza analizleri, kurulan mahkemeler, infaz masaları, ilk yardım teknikleri

Bayanların bir araya gelerek yapmış oldukları Altın günleri ve pasta, keki tarifleri, TV dizileri, alışveriş tavsiyeleri

İşte yemekhane sohbetleri, çay molalarında yapılan sohbetler, iş çıkışı kahve sohbetleri, hafta sonu cafe sohbetleri, okulda kantin sohbetleri, akraba ziyaretleri

Daha sayamadığımız nice maddeleri de düşündüğümüzde biz gerçekten konuşmayı seven bir milletiz dolayısıyla WOMM:Ağızdan ağıza pazarlama uygulaması da bizim için biçilmiş kaftan. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, WOMM'u tamamen kendine özgü bir yöntem değildir. WOMM'da pazarlamanın bir koludur ve etkili kullanmak için diğer pazarlama yöntemleriyle entegre olması gerekmektedir.


Yüce Zerey | y=f(yuce)

29 Mart 2007 Perşembe

Projecilik Anaforu

Konu: Projecilik

Tarih: Cilalı Taş Devri

Nöbetçiler: Çemşit Tanyeri / Tolgahan Keşkek

Konuşanlar:

  1. Hamit Karaerik XXX

  2. Necdet Delibalta XX

diye başlardık orta-lise öğrenim çağlarımızda derslere... Yaşadığımız bu kısa girizgah sürecinin temel girdisi sınıf başkanının tahtaya yazdığı konuşanlar listesi ve akabinde "hocam bu harifler eşşek gibi konuştu!" talihsiz söylemleri olurken; temel çıktısı da yenilen entegre dayak olurdu.

Ortamda kullanılan tek bilgi sistemi platformu yadigar karatahta iken sınıf başkanı da öğretmene doğrudan raporlardı.


Ancak şarkıcı Çelik'in değiştiği gibi devir değişmişti, tahtada yazanlar, aktörler, roller ve ilişkiler değişti. Artık tahtada:


Proje Amacı ve Kapsamı: Projecilik

Proje Termin Tarihi: Cilalı Taş Devri

Proje Yöneticisi: Tolgahan Keşkek

Proje Ekibi:

  1. Hamit Karaerik XXX

  2. Necdet Delibalta XX


yazıyor. Proje Planlarına baktığımızda, projecilik metodojisinde büyük değişiklikler olmadığı göze çarpıyor. O zamanki eylemlere günümüz proje planı metodolojisini uyguladığımızda da haklılığımız perçinleniyor.

Projecilik Proje Planı:

  • Çıkacağın karşılaşmanın amacını ve kapsamını belirle, maç sonunda ne istiyorsun?
  • Adamlarını bul! Takımını kur!
  • Adamların için gerekli tüm malzemeleri tedarik et!
  • Kaptanını seç !
  • Takımın maç içerisinde organizasyonel yapılanmasını belirle!
  • Maçın yapılacağı halı sahayı kirala!
  • Maç içerisinde yapılması gerekenleri zaman ve oyun kalite planına uygun bir şekilde takım arkadaşlarına paylaştır!
  • Maç esnasında çıkabilecek riskleri çıkart, potansiyel risk çözümleri üzerine takım arkadaşlarınla beyin ötesi fırtınalara dal!
  • Çok zorda kalırsan ve bütçen elveriyorsa; hakemi veya maçı satın al!
  • Takım arkadaşlarına başkanın maç sonunda uygulayacağı ceza ve prim uygulamasından bahset!
  • Takım arkadaşlarına saha içerisinde nasıl iletişim kuracaklarını, hangi el kol haraketleri, ense tokat yöntemlerini kullanacaklarını açıkla!
  • Devre arası değerlendirme toplantısının içeriğini ve paydaşların rolleri konuş!
  • Projenin nihai beklenen çıktısı 3 puan bunu sakın unutma dostum!
  • Hadi dostum zamanı geldi artık: KICK – OFF
  • İşte proje başlangıç anı. Herşey buraya kadarmış...
  • Çık ve oyununu oyna!

Lisedeki projecilik ile modern iş yaşamının projeleri ve proje yönetim metodolojisi arasında ne fark var diyecek olursak, miktar olarak fazla fark yok ancak mana olarak derin farklılıklar var:

  1. Maç esnasında serbest kıyafet giyemezsin!
  2. Rakibe doğrudan dalıp: "Hakkını helal et burnunu kırdım!" diyemezsin
  3. Eşşek gibi koşar ancak terleyip toksin atamadığın için buhranlar anaforunda salınımlar çizersin.
  4. Maç sonunda rakip oyuncular ile birlikte aynı tepsiden elle baklava yemek yerine interaktif ortamda maaşını alır ve yine interaktif ortamdan faydalanarak geçen ay yediğin iş yemeklerinin suşiciklerin borçlarını ihtiva eden kredi kartı borcunu ödemek için kullanırsın.
  5. Sistem gereği, maç sonunda yenilme ihtimali senin değişken setinde tanımlı olmadığından, hırsından ağlamanın bile ne olduğunu bilmezsin, göz yaşı pınarların kurumuş yerlerinde sistem hırsının soğuk rüzgarları esmektedir.
  6. Bir şekilde maçı kaybetmeyi becerebilirsen sistem lisansını yırtar!
  7. Maçlar yapılırken açık havada enerji harcanıyordu, şimdi ise daracık masaların üzerinde notebooklar arasında niteliksiz kısa paslaşmalarla nefes almak zorundasın.
  8. Maç bitiminde rakibe sarılıp bir sonraki maçta görüşürüz derken artık proje kapanış dokümanı hazırlayıp, ilgili paydaşlarla mutabakata varıp imzalarını alıyorsun
  9. Maç içerisinde istediğin zaman taktik değişikliklere gidebiliyordun, ancak şimdi değişiklik talep formu doldurtman veya imzalatman gerekiyor.

Ne oldu ? Ne değişti? Bizim tecrübelerimiz, yetkinliklerimiz, suni kişisel ağlarımız, tükettiğimiz değer sayısı belki arttı ama yüreklerimiz küçüldü, ruhlarımız daraldı. Fazla söze gerek yok, İşte non-lineer kaotik kapitalist iş dünyasındaki projecilikliğin en somut çıktısı...

Yüce Zerey | y=f(yuce)

17 Mart 2007 Cumartesi

Tastamam Tasarım

Elini atsan tasarımcıya çarptığımız, ağızını açsan tasarım kültür mantarları tarafından ağızının kapatıldığı, herkesin olayları peki bir tasarım gözlüğünden değerlendirdiği günümüzde, benim neyim eksik kardeşim diyerek tasarım üzerine bir de ben ahkam keseyim dedim.

Tasarım kelimesinin kökenini incelediğimizde "Dizayn / Tasarım" kelimesi Latince hem "göstermek / belirtmek" hem de "çizmek" olarak tercüme edilen designare'nin bir türevi olduğunu görüyoruz. Kelime, kullanıldığı ortama bağlı olarak: "bir plan, proje, süreç" ya da "bir eskiz, model, motif, görsel kompozisyon ve stil" anlamına geliyor. Kelimenin kökenini inceledikten sonra tasarım hakkında aşağıdaki eşitliğe varıyoruz:

Tasarım / Dizayn = Amaç + Çizim

Eşitliğin üzerine biraz daha eğildiğimizde, eşitlik, tasarımın daima, çözümleme ve oluşum aşamalarında, bir amaç, plan veya hedef gerektirdiğini ve yapım aşamasında da bir fikri biçimlendirmek için bir çizim, model veya eskiz gerektirdiğinin farkına varıyoruz.
Tasarım Sürecinin 4C’si (Cem, Cemil, Can, Cahit)
(Walsh, Vivien;1992)

1) Creativity (Özgünlük) :
Tasarım yapacaksan daha önceden olmayan bir şeyi yapacaksın.

2) Complexity (Karmaşıklık) : Tasarım sürecinde çok sayıda parametre ve değişken üzerindeki kararların bulunduğunu bileceksin.

3) Compromise (Uzlaşma) : Tasarımda bazen çatışan koşulları (maliyet verimlilik estetik ve kullanım kolaylığı, malzemeler ve uzun ömürlülük gibi ) dengeleyeceksin.

4) Choice (Seçim) : Tasarım esnasında, bir sorunun temel konseptinden en ufak renk veya biçim detayına kadar her seviyede birçok potansiyel çözüm arasından seçim yapacaksın.

Tasarım Aşamaları ve Görsel Çıktıları

Tüketici Davranışlarında Tasarımın Rolü
T
atmin Olmayan Müşterimiz, TOM, genellikle bir ürün hakkındaki bilgisini, o ürünü algılama şekli ile elde ediyor. Dolayısıyla, TOM’un davranışı, kendi çevresindeki ürün ve hizmetleri nasıl algıladığı ile belirleniyor. Tüm bunların sonucunda tasarımın pazarlamada temel bir rol oynadığı gün yüzüne çıkıyor. Çünkü tasarımın getirdiği görsel farklılık nihai tüketici tarafından algılanıyor ve ürünün bicimi tüketici davranışını etkiliyor.

Tasarım ve Marka Yönetimi

Tasarım ın marka üzerinde tartışmasız bir etkisi olduğundan, tasarım yönetimi ile marka yönetimi arasında da çok yakın bir ilişki bulunuyor. Bu ilişkiyi bütünsel olarak ele aldığımızda marka yönetiminin üç temel aşamadan geçtiğini görüyoruz. (Speak, 2000)

  • Marka Kimliğinin Oluşturulması
  • Marka İmajının Yönetilmesi
  • Marka Değerinin Yönetilmesi

Marka Kimliğinin Oluşturulması

Marka kimliği en basit ifadeyle, Markanız Kimdir? Sorusuna vereceğiniz cevapları içermelidir. Markanız, kimdir? Kaç yaşındadır? Nerede yaşar? Arkadaşları kimdir? Refah düzeyi nedir? Eğitim düzeyi nedir? Nerelere gitmeyi sever? Duygusal mıdır, zihinsel mi yoksa fiziksel mi? Ne yer, ne içer? Sinirlenince ne yapar? Hızlı mı karar verir yavaş mı? Riski sever mi? Konuşkan mıdır içe dönük müdür? Esnek midir? vb. şeklinde soruları çoğaltabiliriz. Marka Kimliğinin oluşturulduğu aşamada öncelikle pazar ihtiyaçlarını iyi analiz etmemiz müşterilerimizi iyi tanımamız gerekiyor, akabinde de piyasa koşullarını, rekabet şartlarını, rakiplerin üstün / zayıf yönleriyle, stratejileriyle ve nereye nasıl konumlandıklarıyla analiz etmek gerekiyor. Piyasa şartlarını, rekabet ortamını tanımladıktan sonra yapabileceklerimiz, vaatlerimiz, hedef kitlemiz vs. açısından ciddi bir firma analizi gerekiyor.


Marka İmajının Yönetilmesi

Marka imajını her ne kadar markanın kendine yakışanı giymesidir diye tanımlayabilsek de adam gibi tanımlayacak olursak, tüketicilerin ürünle özdeşleştirdikleri anlam ya da tüketicilerin üründen anladıklarının toplamı olduğunu ifade ederiz. Marka imajı, tüketicinin bir markayla ilgili çeşitli kaynaklardan edindiği deneyimlerin sonucunda oluşur. Bu kaynaklar arasında markalı ürünü denemek, üretici firmanın ünü, ürün ambalajı, marka ismi, kullanılan reklam formatı ve içeriği ve reklamın sunulduğu medya gibi pek çok faktörü sayabiliriz. (Akkaya, 1999; s. 101).

Markanın yönetimi kapsamında marka imaj yönetimine düşen görevlere bakacak olursak:

  • Marka imajını geliştirmek ve pazarlar doğrultusunda marka seçeneklerini çeşitlendirmek
  • Kategori odaklı marka yapıları oluşturmak için sınırlı sayıda markalar üzerine yoğunlaşmak
  • Bir dizi iletişim seçenekleri içerisinde tasarım kararlarının tutarlığı üzerinde çalışmak
  • Marka iletişimlerinin şirket içi boyutunu başlatmak

Tasarım araçları, kimliğe rehberlik yapan unsurları, marka tanımlarını, marka kullanım kılavuzlarını, marka yönetim yapısını ve marka yönetim sorumluluklarını içeren bir marka yönetimi karar destek sistemi olan resmi bir marka stratejisinin parçalarıdır.

Marka Değerinin Yönetilmesi

Tasarım kararları üst seviye yönetim ile alınıyor ve daha uzun süreli bir bakış açısına sahip olunuyor. Tasarım, artık marka vaat ve konum temellerine “tepkisel” yaklaşım olarak düşünülmüyor ancak daha çok arzın ortaya çıkışı ile bütünleşmiş bir bileşen olarak görülüyor. Tasarım ileri dönük olduğunu unutmadan bir markanın yapabileceği en iyi şey, gelecekte getirisi olacak bir vizyon oluşturmaktır.

Marka değeri stratejiktir. Rekabet üstünlüğünün ve uzun sureli karlılığın temeli olacak bir varlıktır. Marka liderliğinin amacı marka imajından daha çok marka değerini inşaa etmektir. Tasarım, uzun vadeli marka vizyonunu ve çalışan-müşteri-marka ilişkilerini farklılaştıran ve yönlendiren ve şirket efsanesini, marka değerlerini ortaya koyan hikayeler arasına yerleştiren marka değerleri unsurlarını tanımlamalıdır.

Tasarım araçlarının içerdikleri

  • Bir bilgi yönetim sistemi gibi görev yapan, tüm çalışanların erişebileceği karşılıklı etkileşimli bir marka yönetimi karar destek sistemi
  • Şirket kimliği rehberi
  • Marka kullanım rehberleri
  • Online eğitim
  • Marka haberlerini anında izleyebilme
  • Marka başarı öyküleri
  • Markanın önemli anlarının kutlamaları
  • Uygulamadaki marka tutundurma çabaları hakkında haberler
  • Eğitim programları
  • Marka davranışlarını kutlayan ödül ve onurlandırma programları

şeklinde sıralayabiliriz. Tasarım yönetimi ile marka yönetimi arasındaki yakın ilişkiyi; marka kimliğinin oluşturulması, marka imajının yönetilmesi, marka değerinin yönetilmesi aşamaları ışığında ana hatlarıyla inceledik. Tasarım, birbirinden farklı alanlarda hayatımızın fazlasıyla içerisinde olan bir kavram. Özellikle pazarlama ve bileşenleriyle ilgilenenler veya işinde kullananlar, tasarım ile pazarlamanın kesiştiği alanlara dikkat etmeli ve tasarımın gerçekten ne olduğu, nasıl kullanıldığı ile ilgili temel düzeyde bilgi birikimine sahip olmaları gerekir.

y=f(yuce) | Yüce Zerey

14 Şubat 2007 Çarşamba

Destiny Driver by y=f(yuce)


Destiny Driver by y=f(yuce), originally uploaded by y = f ( yuce).

Kader yazgısını örtme cüretindeydi gece...Zihnimdeki kırıntıları sadece halının altına süpürüp saklamaya çalıştığından beyhude bir çaba içindeydi...
Gecenin tüm ısrarına rağmen kaderin sürücüsü yoluna devam ediyor, arkasında oluşan hız çizgileriyle de geceye makyaj yapıyordu.

I See


I See, originally uploaded by y = f ( yuce).

Sadece görmekti isteği... Gözleri yetersiz kalıyordu... Görmek istediklerine ya da görmemek istediklerine yeterince odaklanamıyordu. Sadece anlamlandıramadığı birşeyler hissediyordu. Görebilseydi, herşey daha kolay olacaktı. Vizör derdine derman oldu. O'na göremediklerini gösterdi. Ancak gördükleri ile bekledikleri arasında dağlar kadar fark vardı. İşte bu fark hayatındaki belirsizliğin, sınırlarda gidip gelmelerin temeliydi. (Yüce Zerey)

"İçinden kocaman hayatlar geçiyordu adamın…ki gölgelerinin ardına saklanan, binlerce gözün esrarınından haberdardı.biliyordu bir çift gözün ufka gerilerek,zamanın tüm aldanışlarına,yok oluşlarına,tükenmişliğine rağmen hala onu görebildiğini…bir şiirin mısraları gibiydi gözleri bakarken…

Ab_ı hayat; olan ın ötesini görebilmekti…" (Mehmet Erdoğmuş)

"Fazla beklenti sahibi olmaktadır belki de sorun... soluğunuz kesilircesine hayattan isteyip durmaktadır...Gözlerimizi çocuk hayretince açmak yerine bir gözümüzü kapayıp vizör kadar bakmaktadır. Ne oldu size canım efendim, ne oldu da şaşırmaktan alıkondunuz, sımsıkı tutan hayatı deklanşör yerine, hayal gözünüz kapalı, merceklere doldunuz. Hevesi kursağında mucizeler dökülmüyor mu omuzlarınızdan yaprak yaprak, cam mercek gökkuşağını avucunuza getirmiştir belki ama, ışığı kırmıştır bir kere, yekpare, parlak..." (Özlem Derici)