26 Mayıs 2008 Pazartesi
13 Mayıs 2008 Salı
Albeni Bahane Star Bahanesi
“Albeni Bahane Star” kampanyası öncelikle TV reklamları ile karşımıza çıktı. Star Yarışmalarını tiye alan şaşalı bir yaklaşım içeren reklam bizi "Tersten konuşma" bahanesiyle Esra, "Refleks adamı" Metin, "Ağzı ile müzik yapan" Kaan, "Halay İnsanı" Remzi ile tanıştırdı.
Şimdi ise reklamlarda tanıtılan 4 ayrı Albeni Bahane Star karakteri, izleyiciler tarafından www.albenibahanestar.com sitesinden oylanıyorlar ve kampanya sonunda Albeni Bahane Star’ı seçilecek.
Kampanyayı tasarlayanlar kampanyaya destek olarak başarılı bir outdoor viral örneği çalışmışlar. İstanbul'da Albeni Bahane Star reklamlarının olduğu farklı billboardlarda, adaylar hakkında görüşlerin yazıldığı graffiti uygulamaları gerçekleştirmişler.
Albeni Bahane Star'ın bu başarılı uygulaması malesef Mart ayında yazmış olduğum LOST Viral Kampanyası'nı fazlasıyla hatırlatıyor.
Hatırlayacağınız üzere, LOST Pazarlama ekibi find815.com sitesinde düşen yolcuların akibetini araştırıyorlardı. Site tanıtımı için hazırladıkları outdoorların üzerine viral olarak find 815.com yazılmıştı.

Toplumumuzda Star yarışmalarının hayli ilgi gördüğü aşikar. Pop Star, Oryantal Star, Pop Star Alaturka, Amele Star vb. bu ilgiden esinlenen, herkesin kendine özgü bir yönü ile star olabileceğini gösteren, bizi eğlendiren, keyifli bir kampanya.
Kampanya'nın ucunu güzel bir siteye bağlayınca, bir de outdoor viral desteği verince daha da keyifli olmuş. "Keşke uygulamalarda biraz daha özgün olabilsek" demeden de geçemiyor insan...
zaman:
17:12
View Comments
Etiketler: Albeni, Albeni Bahane Star, Albeni Bahanesi, Alternatif Pazarlama, Bahane Star, Lost ve Pazarlama, Pazarlama, Pazarlama 2.0, Ülker
3 Nisan 2008 Perşembe
LOST Oyunu

LOST dizisinin farkındalığı ve pazarlama uygulamaları üzerine konuşmaya devam ediyoruz.
Ocak ayında 4. Sezonun başlamasıyla birlikte LOST'un Oyunu raflarda hızla yerini almaya başladı. PC, PS3, ve Xbox 360 gibi farklı platformlar için Ubisoft tarafından tasarlanmış, oyun büyük ilgi görüyor.
Oyunda, ismi bilinmeyen bir karakter olarak yer alıyorsunuz. Oceanic 815'in enkazından çıkan yolculardan birisiniz ve uçağın düştüğü esnada hafızanızı yitirmişsiniz.
Gizemli adamızda dolaştıkça kim olduğunuza dair flashbackler deneyimliyorsunuz kendinizi keşfe başlıyorsunuz. Aynı anda, ilk 3 sezonda yer alan LOST karakterleri ile de etkileşim içerisindesiniz.
Adanın hemen hemen her lokasyonunda faaliyet halindesiniz. Plajdasınız, ambarlara gidiyorsunuz, 108 dakikada bir dünyanın kurtarılması gereken bilgisayarda kafa ayarı yapıyorsunuz, Siyah Kaya'yı keşfedebiliyorsunuz vs.
Arada bir de Kara Duman tarafından taciz ediliyorsunuz.
Oyun incelendiğinde ilk intiba olarak çok net, kolay anlaşılabilen bir oyun olmadığı gözleniyor. Ancak dizinin de arka planında yatan merak ve keşfetme güdüsü başarılı bir şekilde oyun içerisine yedirilmiş.
Dizinin gerçek mana da başarılı olabilmesi, algı tazeleğini sürekli koruyabilmesi için, arka plandaki destekleyici algı uygulamalarına da yeterince önem vermek gerekiyor.
zaman:
13:21
View Comments
Etiketler: Alternatif Pazarlama, Game, LOST, Lost Game, Lost Oyun, Lost ve Pazarlama, Pazarlama
1 Nisan 2008 Salı
LOST: Viral Pazarlama Kampanyası (Devam)

Herkes tarafından beğeniyle izlenen LOST dizisinin pazarlama zekasına daha öncede Lost Viral Pazarlama Kampanyası yazımızda değinmiştik.
LOST'un pazarlama stratejilerini belirleyenler, 4. Sezon için başarılı bir viral pazarlama kampanyası sürdürmeye devam ediyorlar. 4. Sezonda LOST'un güncel populerliğini korumak adına başarılı viral kampanyalar yapıyorlar.
Portekiz'in Lizbon kentinde 4. Sezon başlarken, gökten LOST dizisindeki gibi Dharma sandıkları düşmeye başlamış.
Adanın gizemini gerçek hayatımızın içerisine fiziksel olarak da taşıyarak, bizleri dizi içerisinde LOST olmamızı sağlayanlar, gerçek hayatta da bizi LOST olarak algılıyorlar ve bunu destekleyen uygulamalar gerçekleştiriyorlar.
zaman:
15:12
View Comments
Etiketler: Alternatif Pazarlama, LOST, Lost ve Pazarlama, Viral Marketing, Viral Pazarlama
15 Mart 2008 Cumartesi
LOST: Viral Pazarlama Kampanyası

Herkes tarafından beğeniyle izlenen LOST dizisi, senaryo başarısının yanında gerçekten çok başarılı bir pazarlama zekasına sahip.
LOST'un pazarlama stratejilerini belirleyenler, 4. Sezon için başarılı bir viral pazarlama kampanyası sürdürüyor. Pazarlama iletişimi seçimlerinde genellikle viral pazarlamayı tercih eden ekibin son kampanyası kapsamında dünyanın farklı şehirlerinde (daha çok Lost oyuncuları ile ilgisi olan şehirlerde) billboardlarla 4. sezonun temasını ve interaktif pazarlama uygulaması olarak düşen uçağın sırrını keşfetmemiz için hazırlamış oldukları siteyi anlatıyorlar.
Kampanya billboardlarının yer aldığı şehirler aşağıdaki gibidir:
- Los Angeles, CA
- Tustin, CA
- Ames, IA
- Miami, FL
- New York, NY
- Portland, OR
- Knoxville, TN
- Seoul, South Korea
- Sydney, Australia

Kampanya, 4.Sezonun ana teması olan adadan kimlerin nasıl kurtulduğu üzerine kurgulanmış. Oceanic Airlines'ın reklamları üzerinde find815.com yazıları hemen ilgimizi çekiyor. Zaten ilgilimizi çeksin, konuşalım, bloglarda yazalım, sağda solda anlatalım diye yapmışlar.

Find815.com'a gelince, bizim merak güdülerimizin, keşfetme güdülerimizin üzerine kurgulanmış başarılı bir interaktif site. Sitede Oceanic 815 uçağını aramaya koyuluyorsunuz, aslında uçaktan ziyade ciddi bir cevap arayışındasınız. Oceanic 815 uçağı hakkında ne bir iz var, ne kurtulan var ne de bir neden var! İşte bu tetikleyici havuç ile bu başarılı interaktif site içerisinde bizleri Alice Harikalar Diyarında gibi dolaştırıyorlar.

LOST bütünleşik pazarlama iletişimini başarı ile kullanan bir dizi. Darısı bizim dizilerimizin başına...
zaman:
22:37
View Comments
Etiketler: Alternatif Pazarlama, Find815, LOST, Lost ve Pazarlama, Oceanic 815, Viral Marketing, Viral Pazarlama
25 Temmuz 2007 Çarşamba
Word Of Mouth Marketing Techniques WOMM
Alternatif bir mecra olarak Ağızdan Ağıza Pazarlama'nın önemi her geçen gün daha da artıyor, daha önceki yazılarda da önemine ve içeriğine deyinmiştik. Ağızdan ağıza pazarlamayı klasik medyanın içerisinde nasıl kullanabiliriz? İşte bunu anlatan güzel bir çalışma...
zaman:
15:07
View Comments
Etiketler: Ağızdan Ağıza, Alternatif Pazarlama, Kulaktan Kulağa Pazarlama, Pazarlama, WOMM
25 Kasım 2006 Cumartesi
iPodizm ve Bireysel Gerçeklik
iPodizm ve Bireysel Gerçeklik
İş dünyasının gündemini belirleyen dergilerden biri olan Business Week, geçtiğimiz günlerde, gelirleri, büyüme oranları, kârlılıkları, marka algıları gibi kriterleri göz önünde bulundurarak 2005 yılında dünyanın en iyi performans gösteren ilk 50 şirketini açıkladı. Listenin ilk sırasında kim var diye incelediğimizde liste başı olarak Apple Computer’ü görünce açıkçası hiç şaşırmıyoruz.
1997 yılında neredeyse iflasın eşiğine gelen şirketin başına, efsane yöneticileri, kurucu ortaklarından biri olan Steve Jobs getiriliyor, böylece Apple Computer’deki değişim süreci başlamış oluyordu. Jobs operasyonel verimliliği sağladıktan sonra, yetenekli tasarımcı ve pazarlamacılardan oluşan ekibini yeniden sisteme dahil ediyor, sistem içerisindeki nitelikli kadroların da motivasyonunu yükseltiyordu. Yaşanan tüm bu gelişmeler sonucunda, 2001 yılının başında Apple Computer kaderini yeniden değiştiren ürünü piyasaya sürüyordu. Bu ürün gençler arasında bir akım başlatan (iPodizm), web multimedia paylaşım kurallarının yeniden tanımlanmasına (Podcasting), pazarlama mecralarının genişlemesine yol açan iPod’tan başka birşey değildi...iPod satışları ile zirveyi yakalayan Apple Computer, yılın ilk çeyreğinde kârını A arttırarak 410 milyon dolar yapıyordu.
“iPod, Apple firması tarafından çıkartılan bir sabit tabanlı mp3 çalardır.”
iPod, piyasaya sürüldüğünde yepyeni bir tasarım harikası olan ClickWheel (tıkla-teker) ile kullanımda bir çığır açıyordu. Kullanıcı parmağını ClickWheel üzerinde gezdirdikçe menüler arasında geziyor, sesi ayarlayabiliyor, şarkıyı ileri geri sarıp MP3 teknolojisindeki 5 yıldız üzerinden yapılan değerlendirmeleri düzenleyebiliyordu.
Tabi ki iPod''un bu başarısı sadece ClickWheel''a bağlı değildi. 60gb gibi bir boyutta saklama kapasitesi onun rakipleri arasından kolayca sıyrılmasına yardımcı olan bir başka özelliğiydi. 60gb ile yaklaşık olarak 15.000 adet ortalama bir mp3 dosyası barındırabiliyor, bunun yanında taşınabilir disk özelliği ile kullanıcıların büyük kapasiteli bir diske sahip olmalarına imkan veriyordu. Bu kadar büyük kapasitesine rağmen olabildiğince küçük boyutları, onu alanında en aranan cihaz haline getirdi.
İş dünyası iPod’un hikayesine benzer bir hikaye ile Sony Walkman sayesinde tanışmıştı. Sony 1950’li yıllarda teyp cihazını icat etmiş ve bu buluş ile tüm dünyayı sarsmıştı. Sony’nin onursal başkanlarından Masaru Ibuka önderliğinde ilk walkman 1979 yılında “Soundabout” adıyla Amerika’da, “Stowaway” adıyla da İngiltere’de piyasaya sürülmüştü. Sonra da “yuppie” lerin sahiplenmesiyle cihazın satışlarında inanılmaz bir ivme yaşandı, günümüze kadar geldi.
Ancak yıl 2006 ve iki vakanın arasında ciddi bir fark ön plana çıkıyor. Her iki üründe kendi içerisinde bir kitle tarafından benimseniyordu ve sosyolojik devinimlere yol açıyordu. Ama Sony piyasaya Walkman’i sürdüğünde, piyasada muadili herhangi bir ürün yoktu. Tek muadil ürün, yine Sony tarafından piyasaya 1959 yılında sürülen mono ses çıkaran gazeteci teypleri idi. iPod’un ise şu anda yüzlerce muadili var, Çin’de amiyane tabiri ile, “iPod muadili ürünleri almayanı dövüyorlar.” Apple Computer’ün rakamlarına da yansıyan bu başarısının altında yatan iki temel faktör bulunuyor.
Birinci faktör, Apple’ın Steve Jobs ( ünlü Apple CEO’su) ve Guy Kawasaki (Apple pazarlama direktörü)’nin, insanların kavram kabı metodolojisine ve bilinç düzeylerine hakim olmaları, gençliğin eğilimlerini net okuyabilme yetileri. Böylelikle, kafalarımızda iPod diye bir ürün kategorisi açmaları ve bu kabın içerisine, “bireysellik, genç yaklaşım, gelişim ve değişim odaklılık, esneklik, kural tanımama, asilik,” ve benzeri kavramları doldurmaları ve bütün pazarlama planlarındaki mesajları bu kavramlar çerçevesinde, seçilmiş hedef kitleye uygun mecralarda, uygun frekanslarla veriyor olmalarıdır. Örnek olarak bir Apple reklamının yazılı metinini incelersek, Apple ve iPod kavram kaplarının derinliğini daha iyi analiz edebiliriz.
“Çılgınlar, uyumsuzlar, asiler, baş belaları, eski köye
yeni adet getirenler... Onlar kural düşkünü
değildirler ve statükoyu umursamazlar. Onlardan
yararlanabilir, onlara karşı çıkabilir, onları
yüceltebilir veya alçaltabilirsiniz. Yapamayacağınız
tek şey onları görmezden gelmektir; çünkü onlar
değişim yaratanlardır. Onlar insanlık koşusunu bir
adım ileri götürenlerdir. Bazıları onlara deli
diyebilir. Bizim için onlar birer dahidir. Dünyayı
değiştirecek insanlar, onu değiştireceklerini
düşünecek kadar çılgın olanlardır.”
İkinci faktör ise tüm dünya vatandaşlarının gün geçtikçe daha da bireyselleşmesi. Dünya vatandaşlarını şimdilik bir kenara bırakacak olursak, toplumumuzun özellikle 1995’lerden itibaren bireyselleşme seyrine girdiği açıkça görülüyor.
En son ne zaman,
komşunuza ailece oturmaya gittiniz?
otobüste yanınıza biri oturduğunda sohbet ettiniz?
asgari 4-5 kişi, TV karşısında oturup, hiç tartışmadan aynı programı seyrettiniz?
kalabalık kitleler halinde akşam yemeği yediniz?
özel günlerin haricinde akrabalarınızı ziyaret ettiniz?
Eğer yukarıdaki aktivitelerin çoğunluğunu gerçekleştiriyorsanız, bireyselleşenler evreninde yalnız kalan kalabalıklardansınız...
Sadece istediğimiz, sevdiğimiz insanlarla konuşmak istiyoruz, istemediklerimize telefonları hatta kapıları bile açmıyoruz. Şehirler arası seyahatlarde mola verildiğinde, hem cep telefonlarına sarılıp sohbet ediyor ve vaktimizi değerlendiriyoruz. Birini beklerken karşımızda tanımadığımız birinin yüzüne veya insanlara bakmaktan ziyade, elimizdeki cep telefonu ile oynuyor sağa sola mesaj çekiyoruz.
Peki ya diz üstü bilgisayarlara ne demeli? Dünyamızı değiştiren, iş yapısını değiştiren modernitenin dizlerimizin üzerine hediye olarak bıraktığı, bütün gün bakıştığımız, konuştuğumuz, yazıştığımız, modern çağın Bihter Hanımları, Eflatun Beyleri... Gözlerimizi onlardan alamıyoruz, tutkulu bir aşk yaşıyoruz, onları işe götürüyoruz, evimize götürüyoruz, hatta yatağımıza alıp orada çalışıyoruz, tatile çıkarıyoruz. Tamamen bireysel ve kendi özgürlük alanımıza göre KİŞİSEL’leştiriyoruz. Böyle bir toplumda, insanlarla iletişimden kaçınmanın bir düstur olduğu bir dünya da Apple Computer birinci olmayacak ta ben mi olacağım... Tabiki Apple Computer’ün hem ürün kalitesi, hem de pazarlama dehası reddedilemez. Ancak bireyselleşme ve toplumsal değişimlerinde farkında olmak, biraz da teknolojiden kafamızı kaldırıp insanların yüzüne bakmak gerekiyor!..
zaman:
19:23
View Comments
Etiketler: Alternatif Pazarlama, Apple, Bireysellik, iPOD, Pazarlama
Ağızı Olan Konuşuyor...
Tellal:
· Bir bilgiyi, ilgiyi, haberi etrafa duyurmak için halkın arasında bağıra çağıra dolaşan zat; çığırtkan.
· Eskiden bir duyuruyu, bir haberi ya da satılacak bir malı vb.yi halka duyurmak için yüksek sesle bağırarak dolaşan kimse.
Peki dahi pazarlamacılar, nasıl oluyor da kendileri için yıllardır savaşlar kazanmış bu sadık pazarlama neferlerini kaybediyor…?
Bir diğer neden ise, insanların beyninin alabileceği mesaj kapasitesi… İnsanlar bir günde ortalama olarak 600 pazarlama mesajı ile karşılaşıyor. Oysa insanlar günde 7’den fazla enformasyon parçasını hatırlamakta güçlük çekiyor.
Son olarak da insanlar artık modern iş yapısında, yapının hitap ettiği sosyal ekosistemlerde pazarlama olgusunu küllen reddediyor. İnsanlar artık etrafında sürekli birşeyler satmaya çalışanlardan, sürekli kendini ön plana çıkarmaya çalışan markalardan bıkıyorlar, markaların algılarındaki değerlerini düşürüyorlar. Levi’s en çok reklam ödülü alan işlerini son sekiz yılda yaptı ama bu süre zarfında gelirlerinin yüzde 40’ını kaybetti ki bu toplamda 3 milyar dolara tekabül ediyor. Neden ? Çünkü Diesel gibi markalar daha az televizyon harcaması yapmasına rağmen daha cool bir imaja sahip olabiliyor.
Halls mentollü şekerlemelerinin sahibi Cadbury Adams, daralan pazarlama mesajlar camiasına güzel bir alternatif getirdi. Süreç Brooklyn’li sıradan bir vatandaş olan Floyd Hales’in hamile göbeğini reklam alarak eBay’da açık arttırmaya çıkarması ile başladı. Hales’ten esinlenen Hayes adındaki vatandaş da sesini kiralamaya karar verdi. Modern tellal Hayes, sesini kiralayan şirkete bir hafta boyunca 15 dakikada bir istenen her yerde marka ismini yüksek sesle haykırma vaadinde bulunuyordu. Bunun üzerine Halls şekerlerinin patronu olan Cadbury Adams, Hayes’in sesini kiralamak üzere harakete geçti. Böylece reklam pazarlama jargonuna yeni bir kavram girmiş oldu voice advertising…
New York’ta benzer nedenlerden dolayı Ağızdan Ağıza Pazarlama Derneği (WOMMA) 28 Eylül 2005’te kuruldu. WOMMA derneğinin önemli üyelerinden ve Türkiye’de Mor İnek kitabı, Fikir Virüsü, İzinli Pazarlama gibi kitapları ile tanınan Seth Godin, günümüz ilgi çekmeye çalışan klasik metotlarını, evlenmek isteyen birinin, bekarların gittiği barlara gidip her önüne gelene evlenme teklif etmesiyle bir tutuyor. Bu yöntem evlenmek için ne kadar saçmaysa, geleneksel reklam metotları da o kadar saçma diyor. Yapılması gereken adaylarla çıkmaya başlamak doğru kişilere de doğru yerde doğru şeyleri söylemektir. Şimdi bekleyip göreceğiz bakalım pazarlamada ne gibi yeniliklerle karşılayacağız.
Yüce Zerey
zaman:
19:21
View Comments
Etiketler: Ağızdan Ağıza, Alternatif Pazarlama, Kulaktan Kulağa, Pazarlama, WOMM

